TÂHİR KARAUĞUZ’UN YAŞAMI VE ESERLERİ

Tüm hakları saklıdır. Kaynak göstermek kaydıyla alıntı yapılabilir.

Tahir Karauğuz’un “Devlet-i Âliye-i Osmaniye Maarif-i Umumiye Nezâreti Kastamonu Mekteb-i Sultanisi’nin Kısm-i Tâli Edebiyat Şahadetnâmesi (Diploması)”, 12.7.1335 (1919).

“Açıksöz” gazetesinin, İstiklâl Marşı’mızın yer aldığı 21.2.1921 tarihli 125. sayısı.


Garp Cephesi Kumandanlığı’na bağlı Zonguldak Askerî Polis Müdürü Tahir (Karauğuz) Bey (1921).


Tahir Karauğuz’un “Orta Anadolu’da Yunan Faciaları” adlı şiir kitabının kapağı ve ilk sayfası:


Bize bir aydınlık göster Allah’ım

Bu derin zulmetten artık bunaldık

Yeryüzü yıkanmak ister Allah’ım

Rahmet denizlerin boşansın artık!”

İsmet Paşa’nın yazısı (18.12.1921).


Mustafa Kemal Paşa’nın yazısı (9.5.1922).


“Zonguldak” gazetesinin 9 Rebiyüevvel 1342 (1926) tarihli 60. Sayısı

(Sağ baştaki Tahir Karauğuz).


Solda: "Zonguldak" gazetesinin ilk yayımlandığı matbaa önünde, Karauğuz çalışanları ile.

Ortada: “Zonguldak” gazetesi yazarları, matbaa işçileri ile birlikte. Önde, soldan ikinci: Tâhir Karauğuz;

üçüncü: Ahmet Naim Çıladır, dördüncü: Mehmet Çivi. Sağda: Gazetenin 20 Nisan 1930 tarihli 261. sayısı.

Solda: Karauğuz’un, bugünkü Tâhir Karauğuz Caddesi üzerinde,

1936 yılında yaptırdığı Zonguldak Karaelmas Yazım - Basımevi.

Sağda: Behçet Kemal Çağlar ve Karauğuz (1930).

Karauğuz, Hüseyin Fehmi İmer ve Ahmet Nâim Çıladır (1930)

“Zonguldak Kılavuzu” (1936), “Karaelmas” Dergisi (1938) ve “Türk Kanadı” Dergisi (1938).

Cumhuriyet'in 10. yıl törenlerinde CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası)

kürsüsünde Tâhir Karauğuz (29 Ekim 1933).

Zonguldak Yatıevi Kurucuları: Soldan: Karauğuz, İzzet Çakmaklı, Hakkı Gülerman,

Cemil Akalın, Refet Güneş (1946).

PADİŞAH’IN HÜKÜMETİNE İSYAN EDEN GAZETE


Birinci Dünya Savaşı'ndan yenilgi ile çıkmış Türkiye'nin kan ağladığı günlerdi. Yunan askeri İzmir'e ayak basmış, İstanbul yabancı savaş gemilerinin tehdidi altındaydı. Ülke büyük bir ümitsizlik içinde, ne olacağını bilemez durumda idi. İstanbul basınının büyük bir kısmı susmuş veya susturulmuştu. İstanbul'da her şey,İtilâf Devletleri Kuvvetleri'nin ve onların kuklası Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin denetimi altındaydı. İşte bu sırada, tek yapraklı bir gazetenin İstanbul'da elden ele dolaştığı görüldü. Şunlar yazılıydı bu gazetede:

 

"Zavallı İstanbul!.. Seni bu hâlde görecek miydik? Böyle bir zamanda, evlâdın fırka ihtirasâtiyle (parti tutkularıyla) kavrulacak, şahsî menfaatler peşinde koşacak mıydı? Evlâtların, nezâret sandalyeleri için, vicdanını, her şeyini, bütün mukaddesâtını (kutsal kavramlarını) feda edecek miydi? Hayır! Artık hayır İstanbul! Bugün bütün Anadolu nazarında, İstanbul, vazifesini suiistimal etmiş bir mücrim (görevini yapmamış bir suçlu) ve milyonlarca İslâm'ın ve Türk'ün hakkını çiğnemiş bir günahkârdır. Yazıklar olsun İstanbul'un bu hâline! Şimdi size hitap ediyoruz: Ey Anadolu vilayetleri, şehirleri, köyleri! İstanbul'u doğru yola getirmeliyiz; İstanbul'daki bütün fırka (parti) gürültülerine nihayet verdirerek, onları millî ittihat ve intihaba (birleşmeye ve seçime) dâvet etmeliyiz. Türkleri kurtaracak, İstanbul'u irşâd edecek (doğru yolu gösterecek), bütün milleti ittihada (birleşmeye) dâvet edecek Anadolu'dur. Uyan ey Anadolu ahalisi!.Uyan! Uyan! Uyku devresi çoktan geçmiştir."

 

Okuyanların birdenbire irkildikleri bu yazının altında bir imza vardı: "Nidâ!". Kimdi acaba bu Nidâ? Tek yapraklı gazetenin geldiği şehir:Kastamonu; adı: “Açıksöz”; tarihi: 15 Temmuz 1919 idi.


Mustafa Kemal Samsun'a çıkalı daha iki ay olmamış, Erzurum Kongresi henüz toplanmamıştı. Sivas Kongresi’ne ise daha bir buçuk ay vardı. Durum böyle iken, Anadolu'nun göbeğinde bir gazete, bütün Anadolu'yu, İstanbul'a, Padişah'ın Hükümeti'ne karşı isyana dâvet ediyordu. Bu cesareti nereden almışlardı? Kimler çıkartıyordu acaba bu gazeteyi?


Açıksöz’ü çıkartanlar, Kastamonu Lisesi son sınıf öğrencisi, yürekleri vatan sevgisi ile çarpan, 19-20 yaşlarında üç gençti. Adları: Hüsnü (Açıksöz), Ahmet Hamdi (Çelen) ve Tâhir (Karauğuz) idi.


Aslında, gazetenin ilk sayısı, Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışından tam 27 gün sonra, 15 Haziran 1919 tarihinde yayımlanmıştı. Bu tarihte, Sivas Kongresi'nden hemen sonar yayınlanan İrâde-i Milliye gazetesinin basımına daha 3 ay, Ankara Hükümeti'nin organı Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin yayımlanmasına ise 6.5 ay vardı. Anadolu basını arasında Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı destekleyen ilk gazetelerden biri olma onurunu taşıyordu Açıksöz.

 

Biz burada, bu üç değerli vatan evlâdını saygıyla anıyor; daha sonra Zonguldak'a yerleşerek bu kente sayısız hizmetler veren Tâhir Karauğuz'un yaşam öyküsünü sizlerle paylaşmak istiyoruz.


 

ZONGULDAK'IN İLK GAZETESİ

 

Bilindiği gibi, Zonguldak kömür havzasının, dolayısıyla Zonguldak kentinin tarihi, kömür damarlarından birine vurulan bir kazma darbesi ile başlar. Zonguldak'ta gazeteciliğin ve matbaacılığın tarihi ise Tâhir Karauğuz ile başlamıştır. Karauğuz, Zonguldak’ta gazeteciliğe ilk adımı atarak bu kentin ilk gazetesi "Zonguldak"ı yayımlayan ve "Karaelmas" adını ilk kullanan kişidir.


Zonguldak'ın, yıllardan beri yurdumuzun sanayi merkezlerinden biri olmasının yanısıra diğer bir özelliği de, özellikle 1930'lu, 40'lı ve 50'li yıllarda çok canlı bir sosyal ve kültürel ortama sahip olmasıdır. Zonguldak’ta bu ortamın temellerini atan ve gelişmesinde büyük katkıları olan kişilerin başında Tâhir Karauğuz gelir. Şimdi büyük bir kısmı hayatta olmasa da, o günleri yaşayanlar, Karauğuz'un, nerdeyse tüm ömrünü, hiç bir maddî çıkar beklemeden Zonguldak'ın kültürel ve sosyal yaşamına adadığını bilirler.


 

SAFRANBOLULU MEHMET TÂHİR

 

Tâhir Karauğuz, 1898 yılında Safranbolu'da doğdu. Babası, aile adı "Karakullukçuoğlu" nâmıyla bilinen Saraç Mehmet Usta (Mehmet Hilmi Gürol), annesi ise oranın tanınmış ailelerinden Emin Efendi’nin kızı Şükriye Hanım'dı.


Tâhir, annesini çok küçük yaşta kaybetti. Okumaya, öğrenmeye meraklı, çok duygulu bir çocuktu. İlk şiirini annesi için yazdı. Rüştiye’yi Safranbolu'da okuduktan sonra, orta ve lise öğrenimi için, ailesi tarafından Kastamonu'ya gönderildi. Ancak o yıl, Kastamonu idâdisi (orta okulu) doğrudan sultâniye (liseye) çevrilmişti. O da Kastamonu Mekteb-i Sultâni'sine yazıldı.


O yıllarda Kastamonu Lisesi, bugünlerin bir üniversitesi gibiydi; Hoca Ziya, Ahmet Talât (Onay), İsmail Hakkı (Uzunçarşılı), Hasan Fehmi(Turgal), İsmail Habib (Sevük) gibi değerli hocalar vardı. Özellikle Edebiyat Hocası İsmail Habib, her derste Ziya Gökalp'in bir şiirini okur, öğrencilerinin duygularını coştururdu. Lisede, dil bilgisini güçlendiren, sanat anlayışını geliştiren bu hocalarla karşılaşan Karauğuz'un önünde yepyeni bir dünya açılıverdi: Bu dünya, şiir ve yazım dünyasıydı.


O yıllar, Osmanlı'nın zor günler yaşadığı Balkan Savaşı yıllarıydı. Yüreği vatan ve millet sevgisi ile dolu olan genç Tâhir şiirler yazmaya başladı. Bu sırada, Kastamonu'daki İttihat ve Terakki Cemiyeti bünyesinde kurulan Türk Gücü’ne kaydoluşu ona mânevi bir destek sağladı; kısa zamanda okulda ve bu Cemiyet'te yaptığı konuşmalar ve şiirleri ile tanınmaya başladı. Öyle ki, okuldaki hocaları ve arkadaşları artık onu ismiyle çağırmıyor, sadece "Şâir" diyorlardı.


Zamanın ünlü yazarlarından Aka Gündüz, 1914 yılında Türk Sözü dergisinde onun için şunları yazdı: “Bu genç şairde, her mukaddes (kutsal) şey için mukaddes bir ateş yanıyor. ‘Memleket batacak.” diyen kimseler önünde, onun ne gibi duygularla memleket ve millet için çırpındığını gördükçe, kahbeoğulları ne derlerse desinler, demir gibi yaşayacağımıza îman ediyorum vesselâm.”


İlk yazısı yayımlandığında 15 yaşındaydı. Safranbolulu hemşehrilerinin donanma yardımında gösterdikleri fedakârlığı öven bu makalesi, 23 Aralık 1913 tarihinde, "Donanma İanesi - Hemşehrilerime" başlığı ve "Safranbolu'lu Mehmet Tâhir" imzası ile, Kastamonu'da İttihat ve TerakkiCemiyeti’nin çıkardığı Köroğlu gazetesinde çıktı. Bir süre sonra, aynı gazetede, "Bayrağımız" adındaki şiiri yer aldı. Bu sırada, donanmaya ait bir şiiri de, İstanbul'da, Donanma dergisinde yayımlandı. Daha sonra, yazı ve şiirleri, ülkenin çeşitli gazete ve dergilerinde görülmeye başladı.

"İŞTE BEN DE ASKER OLDUM!"


Birinci Dünya Savaşı'nın kara günleri yaşanıyordu. Arkadaşları birer ikişer askere alınmaya başlamıştı. O da, 1916 yılında, gönüllü olarak askere gitti. 18 yaşındaydı. Yola çıkarken, Kastamonu'nun o günkü tek gazetesi olan Köroğlu’nda son bir yazısı çıktı: "İşte Ben De Asker Oldum!"


Asteğmen rütbesi ile, Karadeniz bölgesindeki, 5. Kolordu, 14. Fırka, 526 sayılı Sâhil Muhafaza Piyade Taburu'nda Emir Subayı ve Bölük Kumandanı Vekili olarak görev yapmaya başladı.


Bulunduğu birliğe sıkı bir görev verilmişti: Kızılbaşlar arasında türeyen Kördede isimli eşkiya ve adamlarının tâkibi. Genç Tâhir bu görevde kısa zamanda kendini gösterdi; öyle ki, birliği, bir süre sonar "Yıldırım Bey Müfrezesi" adıyla anılmaya başladı.


Karauğuz'un, Kastamonu Lisesi'ndeki Beden Eğitimi Hocası ve sonradan yakın arkadaşı Refet Güneş, o günleri şöyle anlatıyor:


"Tâhir'in Kastamonu Lisesi'nde İdman Hocası idim. Halûk, çalışkan ve yaşıtlarından üstün bir öğrenci idi. İttihat-ı Terakki Cemiyeti, onu, milliyetçi bir şair olarak yetiştiriyordu. O, 'Safranbolu'nun Tâhir'i, Kastamonu'nun Şâiri' idi. Millî günlerde şiirler söylüyor, heyecanlı nutuklar veriyordu. Herkes: 'Kastamonu'dan bir yıldız yükseliyor' diyordu. Karauğuz vaktinden önce gelişti. Birinci Dünya Savaşı'nda hemen hemen gönüllü gibi harbe gitti. Firari ve eşkiya takibinde 'Yıldırım Bey Müfrezesi' diye şöhret alan kıtası ile, askerlik görevini nâmuskârâne ve cansiperâne ifa etti. Tâkibatta bulunduğu diyarın hafızasında, eminim ki menkîbeleri halâ yaşar."

 

Tâhir, 1918 yılında teğmen rütbesi ile terhis oldu. Terhis olur olmaz, okulunu bitirmek üzere Kastamonu Lisesi'ne geri döndü. Küçük yaştan beri aklında hep, öğrenimini tamamlayıp iyi bir gazeteci olma tutkusu vardı.



ATEŞLİ GÜNLER


Askerden dönüp Kastamonu Lisesi'nin son sınıfında okumaya başladığında, kendini birdenbire çok daha ateşli bir ortamın içinde buldu. Okulda düzenlenen toplantılarda, yurdun düşman tarafından işgâline ve Mondros Anlaşması’na karşı çıkılıyor, ateşli konuşmalar yapılıyordu.


Bu sırada, Mustafa Kemal'in Samsun'a çıktığı haberi Kastamonu'ya geldi; Tâhir ve arkadaşları sevince boğuldu. Artık, Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlatacak ilk işaretler alınmaya başlanmıştı. Bu hareketi destekleyen gençler biraraya geldiler; öncülüğünü üç arkadaş, Hüsnü (Açıksöz), Ahmet Hamdi (Çelen) ve Tâhir (Karauğuz) yapmaktaydılar. Mustafa Kemal'in Samsun'dan yükselen sesini tüm yurda yayabilecek,Ulusal Kurtuluş Hareketi'nin Anadolu'da bayrağı olabilecek bir gazetenin çıkartılmasının artık sâdece bir heves değil, bir vatan borcu olduğuna karar verdiler. Lise Müdürü Mehmet Behçet (Yazar), Edebiyat Hocası İsmail Habib (Sevük) ve Tarih Hocası İsmail Hakkı (Uzunçarşılı) gibi bâzı hocaları da gazeteye yazı vermeyi vâdetmişlerdi. Bu üç arkadaştan Hüsnü, gazetenin adını buldu. Bu ad, daha sonra kendisinin de soyadı olarak alacağı "Açıksöz"dü.


 

AÇIKSÖZ’ÜN YAYIMLANIŞI


O günlerde, Kastamonu'da, Ulusal Kurtuluş Hareketi'ni açıktan destekleyebilecek bir gazetenin çıkartılması her babayiğidin harcı değildi.Çünkü, siyasi ortam, İstanbul Hükümeti'nin etkinliğindeki Hürriyet ve İtilâf Fırkası’nın ve Ermeni papazı Dacat'ın kontrolu altındaydı. Üstelik, bu fırka, tamamen İstanbul Hükümeti'ni tutan, Zafer adında bir de gazete çıkarmaktaydı. Bu koşullarda, Açıksöz gazetesinin çıkarılma ruhsatını almak hiç de kolay olmayacaktı.


Zamanın Kastamonu Valisi İbrahim Hakkı Bey'in, Kuvay-ı Milliye taraftarı olduğu söylenirdi; ancak, çevresindekiler ve diğer kamu görevlileri çoğunlukla İstanbul Hükümeti'nden yana idiler. O günlerde, bu görevliler, memleketin bütün dertlerini bir tarafa itmiş, İttihat ve Terakki Fırkası düşmanlığı ile meşgûldüler. O hâlde, çıkarılacak gazetenin de kendilerinden yana olacağı izlenimi verilebilirdi. Bu konuda çaba gösterilirken, ortaya çıkan bir tesadüf bu üç gence yardım etti:


Kastamonu Valisi İbrahim Hakkı Bey, daha önce Zonguldak'ta kaymakamlık yaptığı sırada tanıştığı, Karauğuz'un dayısı, Zonguldak Belediye Başkanı Maksut (Çivi) Bey'in yakın arkadaşıydı. Maksut Bey, kaymakama, sırası geldiğinde, yeğeni Tâhir'in yazdığı şiirlerden ve mektuplarından sık sık söz etmişti. Bu nedenle, vali, Tâhir ve iki arkadaşının gazete çıkarma girişimini sempati ile karşıladı; gereken ruhsat fazla bir zorlukla karşılaşmadan alındı. Yetkililer, gazetenin asıl amacının ne olabileceğini hiç tahmin edememişlerdi.


Çıkarılacak gazetenin adı konmuştu. Ancak, gazetecilik nedir bilmiyor, sadece yüreklerinde yanan kıvılcımla hareket ediyorlardı. Gerekli parayı, bir araya getirdikleri harçlıklarından, bu davayı destekleyen büyüklerinden sağlamışlardı. Ancak, daha da önemli bir şey vardı: Matbaa! Kastamonu'da tek bir matbaa vardı: Vilâyet Matbaası. İstanbul Hükümeti'nin sözcülüğünü yapan Zafer gazetesi bu matbaada basılmaktaydı. Gençler, matbaa iznini alabilmek için, basılacak yeni gazetenin Zafer benzeri bir gazete olacağı izlenimini yaymaya çalıştılar; bir taraftan da Kastamonu Kadısı Baha Molla'nın desteğini sağladılar. Sonunda gerekli izin alındı. Artık ruhsat ve matbaa işi tamamdı; sıra yayınlanacak yazılara gelmişti. O sıralarda, Zafer gazetesi, İstanbul Hükümeti'nin güdümünde yaptığı yayınlarla halkı her geçen gün biraz daha uyutmaktaydı. Hâlbuki,o günlerde, Türk milletinin, değil uyutulmak, yeni bir mücadeleye hazırlanması, uyandırılması gerekiyordu. İşte bu görevi Açıksöz yapacaktı.

 

Gazetenin ilk sayısı, Kastamonu'nun Nasrullah Köprüsü yakınındaki küçük bir dükkânda hazırlandı. Dükkânın içinde ayakta duracak yer yoktu. Hepsi de Kastamonu Lisesi'nden diplomalarını daha yeni almışlardı. Yazısı iyi olanlar, duvar ilânlarını hazırlamakla meşgûldü; diğerleri ise, yeni çıkacak olan gazetenin son tashihlerini büyük bir heyecanla yapmaktaydılar.

 

Ertesi gün, 15 Haziran 1919 günü, gazetenin ilk sayısı yayımlandığında, Açıksöz’ü ellerine alanlar, bunun, şehrin diğer gazetesi Zafer’den farklı olduğunu hemen anladılar. Açıksöz, daha ilk sayısında, "Fırkacılıktan, şahsî ihtiraslardan" söz ediyor, "Yurdumuz büyük bir tehlike karşısında iken, halâ tırnaklarımız birbirimizin gırtlağında, halâ birbirimizin bağrını basıp tekmeliyoruz." diyor; "vatandaşları, kişisel çıkarların üzerinde olmaya, yurt çıkarları üzerinde birleşmeye" çağırıyordu.

Açıksöz’ün ilk sayısında yer alan yazıların büyük çoğunluğu, Tâhir (Karauğuz) tarafından hazırlanmıştı. Gazetenin "İçtimai Yaralarımız" başlıklı başyazısı, "Haberler" bölümü ve "Mesleğimiz" yazısı Karauğuz tarafından kaleme alınmış; ayrıca gazetede Hüsnü (Açıksöz)'ün bir şiiri ve Lise Müdürü M. Behçet (Yazar)'ın bir yazısı yayımlanmıştı.



AÇIKSÖZ YAYININI SÜRDÜRÜYOR


Açıksöz’ün yayımlanması Kastamonu'da bir olay oldu. Gazeteye ruhsat verilmesini sağlayan Vali İbrahim Hakkı Bey bile bu kadarını beklemiyordu; İstanbul Hükümeti yanlıları şaşkına dönmüşlerdi. Ancak, gazeteyi susturmaya güçleri yetmeyecekti. Vali gazeteye olan desteğini sürdürüyordu; Kastamonu gençliği, yedek ve muazzaf genç subayları ise gazeteye dört elle sarılmışlardı. O sıralarda, İstanbul'da Vakit, Akşam, Yeni Gün ve İleri gazeteleri Kuvay-I Milliye'yi destekliyor, ancak baskı altında tutulduklarından her şeyi açık açık yazamıyorlardı. Açıksöz’de ise her şey açıkça yazılmıştı. Öyleyse, bu gazete yayınını sürdürmeliydi. Kastamonu'nun tüm vatanseverleri gazeteye arka çıkmışlardı.


1919 Ağustos’unda, İstanbul basınında bir “Amerikan mandasından” söz ediliyor, bu konuda yazılar yayımlanıyordu. O sırada, Açıksöz gazetesinde,“Manda Değil, İstiklâl” başlığı altında şu yazı yayımlandı:


“İstiklâlimize yan gözle bakan bir müzahiri, velev bizi hazinelere garketse ve şu bir-iki asırlık uzun sürecek terakki yolunu bize beş-on senede kat ettiriverecek bile olsa, istiklâlimizden zerre kadar fedakârlığa râzı değiliz”.


Açıksöz, bu ve bunun gibi yazıları ile Ulusal Hareket’in Anadolu’daki sözcülüğünü üstlenmişti. Gazetenin çıkışından iki ay kadar sonra, Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresi'ni toplamış, İstanbul Hükümeti ile bağlarını tamamen koparmış, bütün Anadolu vilâyetlerini kendisi ile birleşip İstanbul'a karşı isyana dâvet etmişti. Açıksöz’ün, çıkışından beri hedefi zaten buydu; gazeteyi çıkartanlar zaten bunun için çırpınmışlardı. İşte yukarda sözünü ettiğimiz "Nidâ" imzalı yazı, Erzurum Kongresi'nin toplanmasından bir hafta önce, Açıksöz’ün 15 Temmuz 1919 tarihli sayısında bu amaçla yayımlanmıştı.


Açıksöz yayınını sürdürdü, ancak İstanbul Hükümeti yanlıları tarafından baskı altında tutulmaya çalışılan matbaa görevlileri, zaman zaman bir takım bahaneler uydurarak gazeteyi basmaya yanaşmıyor veya basmakta gecikiyor, birçok zorluklar yaşanıyordu. Aynı zamanda, gazeteyi çıkartanlar sürekli tehdit altındaydılar. Çünkü Kastamonu, halâ İstanbul Hükümeti yanlısı yüksek rütbeli subayların elindeydi. Artık, şehrin Kuvay-I Milliye’yeresmen katılması zamanı gelmişti.



KASTAMONU’NUN "KUVAY-I MİLLİYE"YE KATILIŞI


Gazetenin Nasrullah Köprüsü yakınındaki yazıhânesinde,15 Eylül 1919 akşamı aldıkları bir haber bomba gibi patladı. “Miralay Osman Bey adında biri geliyormuş; Kastamonu’yu Kuvay-ı Milliye hudutları içine alacakmış”. Genç gazeteciler, kendilerini destekleyen subaylardan Yüzbaşı Şevket Bey’e durumu sordular; tam bir cevap alamadılar. Geceyi heyecanla geçirdiler. Gün ağarmak üzereyken, Hüsnü (Açıksöz) ve gazetenin mürettipleri (dizgicileri) yataklarından kaldırılarak, postahâneye getirildiler. Hüsnü’nün gözleri orada birden parladı. Çünkü, postahânede karşılaştığı adam Miralay Osman Bey’di ve duruma hâkim görünüyordu. Yüzbaşı Şevket Bey, diğer genç subaylarla birlikte, gece darbe yapmış, İstanbul Hükümeti yanlısı üstlerini tevkif etmişti. Miralay Osman Bey, Sivas’a, Mustafa Kemal Paşa’ya durumu telgrafla bildirdikten sonra, Hüsnü’ye döndü ve şöyle dedi: “Kastamonu’nun Kuvay-I Milliye’ye katıldığını açıklayan bir bildiri hazırlayıp hemen bastırın ve halka süratle dağıtın!” Hüsnü ve mürettipler, büyük bir coşkuyla koşar adım Vilayet Matbaası’na geldiler. Matbaa, Yüzbaşı Şevket Bey’in askerleri tarafından koruma altına alınmıştı. Ancak, kapısı kilitliydi; pencerelerden girdiler. Mum ışığı altında bildirileri hazırlayıp baskıya verdiler. 16 Eylül 1919 günü, sabaha karşı bildiriler dağıtılmış, “Müjde, müjde Kastamonu Kuvay-I Milliye’ye katıldı.” sesleri ile kadın-erkek, çoluk-çocuk, pencerelere, kapılara koşuşmuştu.


Bu bir kaç satırlık bildiri, Açıksöz’ün aylardır yayınları ile gösterdiği hedeflerden biriydi. İstanbul’un sesi Zafer”artık susmuş, Açıksöz, bir milyon nüfuslu Kastamonu vilâyetinde halkın bağrına bastığı tek gazete olmuştu. Ancak, daha yapılacak çok şey vardı; Milli Mücâdele yeni başlamıştı…



AÇIKSÖZ’ÜN YAYIN HAYATI


Anadolu basını arasında, Ulusal Kurtuluş Hareketi’ni destekleyen dört gazete daha vardı: Adana'da Yeni Adana, Konya'da Babalık, Balıkesir'de Doğrusöz ve Erzurum'da Albayrak. Bu gazeteler, bulundukları şehrin yıllardır yayımlanan yerel gazeteleriydiler. Açıksöz ise,Kurtuluş Savaşı'nı desteklemek üzere yayın hayatına atılan ilk gazetesi idi Anadolu'nun.


Açıksöz gazetesi, bundan sonraki üç yıl içinde, üstlendiği görevi başarı ile yürüttü. 1922 Ağustos'unun son günlerinde, Kastamonululara, büyük bir coşku ile şu müjdeyi verdi; "Düşman bozuldu!. İzmir'e giriyoruz!."


Mehmet Âkif (Ersoy), Kastamonu'yu ziyâretinde, bazı şiirlerinin ve henüz Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulmamış olan İstiklâl Marşı'mızın, ilk olarak Açıksöz’de yayımlanmasını istemişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 25 Mart 1921 tarihinde oybirliği ile kabul edilen İstiklâl Marşı'mız,bundan bir ay kadar önce, Açıksöz gazetesinin 125. sayısında, 21 Şubat 1921 tarihinde yer aldı. Gazetenin birinci sayfasını kaplayan şiirin başında şu satırlar vardı:


Şair-i muazzam ve muhterem Mehmet Âkif Beyefendi üstâdımız, “İstiklâl Marşı” ünvanlı bedia-I nefiselerinin ilk neşri şerefini gazetemize lütuf buyurdular. Her mısraında Türk ve İslâm ruhunun ûlvi ve mübarek sesleri titreyen bu bedia-i sanat-ı kemâl-i mübâhât ile derceyliyoruz.”


Başlangıçta haftada bir kez yayımlanmakta olan gazete, bir süre sonra haftada üç kez çıkmaya başladı; halk tarafından o kadar tutulmuştu ki 1921 yılından sonra, cumartesi günleri dışında, günlük olarak yayımlanmaya başladı ve 1932 yılına kadar aralıksız yayımlandı. Beş yıl aradan sonra, Hüsnü Açıksöz, gazeteyi 1937 yılında, Doğrusöz adıyla çıkartmaya başladı. Bu gazete, Hüsnü Açıksöz’ün, iki yıl sonra Kastamonu milletvekili seçilmesi ve aynı yıl içinde yaşama vedâ etmesi ile el değiştirdi, ancak yayınını sürdürdü. Açıksöz’ü çıkartan üç arkadaştan Ahmet Hamdi Çelen de ilerki yıllarda Kastamonu milletvekili seçilecektir.


Açıksöz gazetesi, Kastamonu gibi İstanbul Hükûmeti'nin denetimi altında olan bir yörede, Erzurum Kongresi’nden 37 gün önce, Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın Anadolu'da sesini duyuran ilk gazetelerden biri olarak, Türk Basın Tarihi'nde seçkin bir yere sahiptir. 


Üçüncü genç, Tâhir Karauğuz ise, daha sonra yerleştiği Zonguldak’ta, benliğinde yanıp tutuşan Kuvay-ı Milliye ruhu ve gazetecilik aşkı ile birçok “ilklere” imza attı: Zonguldak’ın ilk matbaasını kurdu, ilk gazetesini çıkardı, çeşitli yayınları ve çalışmaları ile uzun yıllar Zonguldak kentinin aydınlanma sürecinde, sosyal ve kültürel birçok etkinliği gerçekleştiren kişi oldu.


Şimdi, onun Kastamonu Lisesi’nde mezun olduğu günlere dönerek, yaşam öyküsünü anlatmaya devam ediyoruz.



KARAUĞUZ ULUS'A ATANIYOR


Tâhir, Kastamonu Lisesi'nden mezun olduktan bir süre sonra, Ulus'a, Nahiye Müdürü olarak atandı. Ancak, Açıksöz ile bağı hiç bir zaman kesilmedi; Ulus'tan ve daha sonra yerleştiği Zonguldak'tan, gazeteye yazı ve haber göndermeyi sürdürdü. Her iki yöreden, gazeteye, büyük ölçüde abone sağlayarak, Açıksöz’ü yaşatacak gelir kaynaklarını güçlendirdi.


Ulus, Kastamonu'dan gelen biri için küçük bir yerdi. O sırada, Anadolu'da Millî Mücâdele Hareketi başlamıştı. Bu harekete halkın katkısını sağlamak için, bir Nahiye Müdürü olarak ne yapabilirdi? Ulus'a bağlı 67 köy vardı. Genç Tâhir, bu köyleri tek tek dolaşarak, halkın Millî Mücâdele'yi desteklemesi yolunda çalıştı; bu köylerde, "Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti"nin şubelerinin kurulmasını sağladı.



KARAUĞUZ'UN ZONGULDAK'A GELİŞİ


Karauğuz'un dayısı Maksut (Çivi) Bey, o sıralarda Zonguldak'ta madencilik yapmakta ve yeğenini sürekli olarak yanına çağırmakta idi.Genç Tâhir, dayısının bu isteğine uydu, Zonguldak'a gitti; dayısının Kozlu ve Zonguldak'taki dört ocağının sorumlu müdürü olarak çalışmaya başladı.


O yıllarda Zonguldak, deniz ulaşımı ile haber alıp verme kolaylığı ve güvenliği bakımından çok önemli bir yerdi; Ankara Hükümeti'nin denize açılan kapısıydı. Tâhir, buradan Açıksöz’e gönderdiği yazı ve haberlerle, gazetenin Zonguldak'taki kulağı oldu.



"ZONGULDAK MÜDAFAA-İ HUKUK-U MİLLİYE CEMİYETİ”


Karauğuz, Zonguldak'ta, dayısının ocaklarını işletirken, kendisine, Kuvay-ı Milliye tarafından Kozlu ve Zonguldak Bölgeleri Askerî Polis Müdürlüğü görevi verildi. Bu örgüt, Garp Cephesi Kumandanlığı'na bağlıydı. Kısa bir süre de Akçakoca İskele ve Limanlar Kumandanlığı'nda görev yaptı. Daha sonra, Zonguldaklı vatansever gençleri bir araya getirerek, Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Zonguldak Şubesi’nin kurulmasında önderlik etti. Artık, dayısının yazıhânesi, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin ve Ulusal Kurtuluş Hareketi’ninZonguldak'taki merkezi olmuştu. Bir süre sonra, Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin başına Zonguldak Müftüsü İbrahim Hakkı (Akça) Efendi'nin geçirilmesini sağlayarak, etrafına toplanan ateşli arkadaşları ile birlikte, Ankara Hükümeti için, yerli ve yabancı maden şirketlerinin Maden İdaresi’nin tartısından geçen kömürlerinden ton başına 2 lira bağış toplama kampanyası başlattı. Ayrıca, Cemiyet olarak maden bölgelerine gidiliyor, orduya gönderilmek üzere giyim ve gıda maddesi yardımları toplanıyordu. Bu yardımlara halk da bağışları ile katılmaktaydı.


"ZONGULDAK'A MAHSUS NÜSHA-İ MÜMTÂZE”


Karauğuz'un Zonguldak'a yerleşmesi, Açıksöz gazetesi açısından da iyi olmuştu. Çünkü, Ankara-İstanbul haberleşmesinde en yakın yol deniz yolu olduğundan, kendisine ulaşan haberleri, yazı ve şiirlerini, hiç aksatmaksızın, Kastamonu'ya, Açıksöz gazetesine iletmekteydi. Gönderdiği yazıların bir kısmı, artık Zonguldak Kömür Havzası ile ilgili sorunları içeriyordu. Hatta, gazetenin 22 Kanunsâni 1337 (Ocak 1921) tarihli sayısı, sadece Zonguldak ile ilgili konuları kapsayacak şekilde, "Zonguldak'a Mahsus Nüsha-I Mümtâze" başlığı altında özel sayı olarak çıktı. Karauğuz, bu özel sayıya: "Aslında Zonguldak'ın ilk gazetesi budur." derdi. Açıksöz, bu sıralarda, Hâkimiyet-i Milliye ve Yeni Gün ile birlikte ülkenin önde gelen gazetelerinden biri olmuştu.



ZONGULDAK'IN ANKARA HÜKÜMETİ'NE BAĞLANIŞI


Zonguldak, o günlerde,Kastamonu Eyaleti'nin Bolu Sancağı'na bağlı bir "liva" (ilçe) idi. Karauğuz, bir gün, İstanbul Hükümeti'nin, Zonguldak'ı,mutasarrıflığa çevirme kararını ve buraya bir Mutasarrıf Vekili göndereceğini öğrenip, bunu acele telgrafla Açıksöz gazetesine bildirdi.


O sırada, Zonguldak'ta Rum ve Ermeni nüfusu fazla olduğu gibi, şehrin ileri gelenleri de Hürriyet ve İtilâf Fırkası’na ve İstanbul Hükümeti'ne taraftardı. Kaymakam, İstanbul'dan gönderilecek mutasarrıf vekilini kabullenecek gibiydi. Karauğuz, Açıksöz’e çektiği telgrafta, Zonguldak'ın o günkü hâlini ve idâri-askerî durumunu etraflıca anlatarak, alınabilecek acele tedbirin, Ankara Hükümeti’nin de mutasarrıflığı kabûl ederek, o günkü kaymakamın Mutasarrıf Vekili olarak atanması olacağını önerdi. Bu öneri, Kastamonu Valisi Cemal Bey tarafından, vakit geçirilmeden, aynen, telefonla, Ankara'ya, Mustafa Kemal Paşa'ya bildirildi. Mustafa Kemal Paşa, öneriyi uygun buldu; Vali Cemal Bey'i, Mutasarrıf Vekili olarak atadı ve Zonguldak mutasarrıflık (sancak) oldu (1 Nisan 1920). Karauğuz'un mesajından tam dört saat sonra Ankara'dan gelen bu emirle, Zonguldak, İstanbul henüz devreye giremeden, "Millî İrâde"nin eline geçmiş, Ankara Hükümeti'ne bağlanmıştı.



KARAUĞUZ'UN VATAN ŞİİRLERİ


Tâhir Karauğuz, yüreğindeki vatan ve millet sevgisini, Kuvay-ı Milliye ruhunu şiirlerine yansıtan ve bu şiirleri ile Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızı canlandıran ilk şairlerden biridir. Henüz Birinci İnönü Savaşı'nın olduğu günlerden başlayarak, düşmanın Anadolu'da yaptığı zulümü ve ordumuzun kahramanlıklarını konu eden şiirleri, Anadolu'nun çeşitli gazete ve dergilerinde yayımlanmıştı. Bunların başlıcaları, Kastamonu'da: Köroğlu ve Vilâyet; Ankara'da:Hâkimiyet-i Milliye, Yeni Gün ve Öğüt; Sivas'ta Gâye-i Milliye; Konya'da: Babalık; Giresun'da: Giresun; Bolu'da: Bolu, Dertli ve Türkoğlu; İzmir'de Cumartesi; İstanbul'da: Türk Sözü, Donanma, İkdam, Vakit, Son Posta, Cumhuriyet ve Büyük Gazete idi.


Karauğuz, çeşitli şiirlerini kitap halinde bir araya getirerek, 1922 yılında "Orduya Armağan" adıyla yayımladı. Bu eser, 44 sayfa ve 15 şiirden oluşuyordu. Kitabın en sonunda yer alan "Destan" adlı şiiri, Garp Cephesi Kumandanlığı'nca ayrıca bastırılıp ordulara dağıtılmıştı.


"Ordu'ya Armağan"ın Hâlide Edip (Adıvar) tarafından kaleme alınan önsözünde şunlar yazılıydı:


"Oğuz Bey'in şiirleri, ilk defa tamamen mevzuunu Anadolu'nun bugünkü kanayan kalbinden almak istediği için hakiki ümitler veriyor. Kim bilir, belki bu genç şair, bir gün Anadolu'yu olduğu gibi terennüm edecek ilk Türk'tür."


Karauğuz, aynı yıl içersinde, "Orta Anadolu'da Yunan Fâciâları" adıyla bir şiir kitabı daha yayımladı. Bu kitap, 96 sayfa ve 20 bölümden oluşuyordu.

Her iki şiir kitabını henüz basılmadan inceleyen İsmet Paşa, kitapların taslakları üzerine, 18 Aralık 1921 tarihinde, kırmızı kalemle şunları yazmıştı:


"Düşman mezâlimini millî fâciâlar gibi terennüm etmeye çalışanları takdîr ve teşvik etmeyi vazife addederim. Tâhir Karauğuz Bey, fazl-ıtekaddümü muvaffakiyetle izhar etmiştir. Tasvir olunan levhalar, Türk'ün hayatına kasteden düşmanın aynı zamanda fazilet ve insaniyet düşmanı olduğunu gösterirken, Türk için, müdafaa-i memleket aşkının niçin her milletten bin kere daha mukaddes olduğunu da izah etmiş oluyor."


Bir süre sonra, her iki kitap için, Ankara'dan bir mektup aldı. Ankara Hükümeti’nin en yoğun günlerinde gönderilen bu mektupta şunlar yazılıydı:


“Zonguldak İstihbârat Müdürü Tâhir Karauğuz Bey’e,


Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 3. sene-i devriyesi münasebetiyle yazılan şiirleri have 23 Nisan 1338 tarihli mektubunuzu ve “Orduya Armağan” ve “Orta Anadolu’da Yunan Fâciâları” ünvanlı iki kitabınızla beraber 1 Mayıs 1338 tarihli mektubunuzu memnuniyetle aldım. Hissiyat-I vataniyyelerinize teşekkür eder ve hidemat-I milliyede mazhar-ı muvaffakiyet olmanızı temenni ederim.” 


Ankara, 9.5.1338 (1922)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi,

Başkumandan M. Kemal


Zamanın ünlü yazarlarından Süleyman Nazif, 1923 yılında bu kitaplar için şunları yazdı:


Haçlıların zehirli hançerine uymuş bir padişah ile ortaklık eden amansız bir düşman ayağının çiğnediği topraklarımızın inlemelerini Karauğuz’un vatanperver kaleminden işitiyorum. Onun bu eserinin yarattığı duygular daima kalbimde olacaktır.”


Ünlü şair Abdülhak Hâmid (Tarhan) ise, aynı yıl bir yazısında şöyle yazmıştı:


“Anavatanın yaralı kalbinden bir sedâ doğacak olsa, Tâhir Karauğuz’un eserleriyle aynı anlamda ve ruhta olurdu.”




"DÜŞMAN MEZÂLİMİNİ TESBİTE MEMUR EDEBÎ HEYET"


Karauğuz, Sakarya Savaşı kazanıldığı sırada Ankara'daydı. O gece, eski Meclis binasının karşısındaki alanda bir şölen verilmişti. O şölende,Karauğuz, üç gün once Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çıkan "Sakarya Başında" adlı şiirini okudu. Şiir çok beğenildi. Şölende, Mehmet Akif (Ersoy), Yunus Nâdi, Hamdullah Suphi (Tanrıöver) gibi tanınmış şair ve yazarlar da vardı.


Mehmet Âkif, daha önceden tanıdığı Karauğuz için, cephede bulunan Yüzbaşı Akçuraoğlu Yusuf'a (Yusuf Akçura’ya) verilmek üzere bir mektup yazdı. Mektup, "İrfan ve ahlâkına meftun olduğum, oğlum gibi sevdiğim, yalnız adının ucundaki Karauğuz'a takıldığım Tâhir Bey'i takdîm ederim." sözleriyle başlıyordu. Genç şâir, soyadı kanunundan (1934) yıllar önce, çok sevdiği Karauğuz soyadını kullanmaya başlamıştı.

 

Akçuraoğlu Yusuf, cephede İstihbarat Şubesi'nde çalışıyordu; Karauğuz'u bağrına bastı. Kısa bir süre sonra, Karauğuz, "Erkân-I Harbiye-I Umumiye Garp Cephesi Kumandanlığı Matbuat ve İstihbarat Şubesi"nde, teğmen rütbesi ile göreve başladı. Bu şubede, aralarında Hâlide Edip (Adıvar), Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) ve Yusuf (Akçura)'nın bulunduğu, "Düşman Mezâlimini Tesbite Memur Edebî Heyet"te görevlendirildi.


Turgut Özakman’ın ünlü "Şu Çılgın Türkler" kitabında, bu heyetten söz edilerek, bir teğmen ile bir fotoğrafçının bu heyette görevlendirildiği yazılıdır. Hâlide Edip Adıvarın “Türk’ün Ateşle İmtihanı” kitabında da, aynı heyetin, Sakarya Savaşı’ndan hemen sonra, Yunan mezâlimine uğramış köylerimizdeki izlenimleri ayrıntılı bir şekilde anlatılmıştır. Hâlide Edip, yanlarına bir mülâzım (teğmen) ve bir fotoğrafçı verildiğini yazmakta ve “Mülâzımla fotoğrafçı en uzak yerlere giderek resimler çeker, bana harap edilmiş köyler hakkında rapor verirlerdi.” demektedir.


Karauğuz, bu heyet tarafından hazırlanan kitapların Ankara'da basımını üstlendiği gibi, İstihbarat Bölümü'nün basın ile ilişkilerinden de sorumluydu. Ankara'daki görevinin bitiminde, Zonguldak'a, İstihbarat Subayı olarak atandı; 1925 yılına kadar bu görevini sürdürdü. Aynı zamanda, Matbuat ve İstihbarat Umum Müdürlüğü İstihbarat Müdürü görevini de üstlenmişti.


Yazar Enver Behnan Şapolyo, o günleri şöyle anlatıyor:


"Ben, Tâhir Karauğuz'u, Millî Mücadele'nin en hararetli bir devresinde, Ankara'da tanıdım. Onu, başında siyah kalpağı, üzerinde avcı ceketi, kilot pantolonu olan bir Kuvay-i Milliyeci olarak gördüm ve sevdim. Kuvay-ı Milliye ruhunun bir özelliği de, aynı inançta olanların birbirini sevmesiydi. Ülkümüz, hürriyet ve istiklâl uğrunda Millî Mücâdele'ye girişmek, davamız zaferle sonuçlanınca milletimizi çağdaş milletler seviyesini yükseltmekti. İşte Tâhir Karauğuz, hayatının sonuna kadar Türk milletine, gücünün yettiğince çalışmayı amaç edindi. Bunun en canlı örneklerini de Zonguldak'ta yarattığı kültür hayatı ile gösterdi."



KARAUĞUZ'A İSTİKLÂL MADALYASI VERİLİYOR


Tâhir Karauğuz'a, "Mücadele-I Milliye'de Asar-ı Hamâset ve Fedakarisinden (Millî Mücadele'de Gösterdiği Yiğitlik ve Fedakârlıklardan)" dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 23 Mayıs 1926 tarihli oturumunda alınan kararla, beyaz şeritli İstiklâl Madalyası verildi. Bu madalyanın beratında, kırmızı kalemle atılmış Gazi Mustafa Kemal imzası vardır.


Daha sonra, "Zonguldak Müdafaa-i Hukuk Aza-i Sabıkasından (Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Üyelik Sicilinden)" dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 30 Mayıs 1926 tarihli kararı ile, İstiklâl Madalyası'nın şeridi kırmızıya çevrildi.



23 MART 1923: ZONGULDAK'IN İLK GAZETESİ YAYIMLANIYOR


Ankara Hükümeti tarafından, Zonguldak'a, İstihbarat Subayı ve Müdürü olarak atanan Karauğuz'un aklından, asıl tutkusu olan gazetecilik hiç bir zaman çıkmamıştı. O günlerde hızlı bir gelişim gösteren Zonguldak'ta henüz bir gazete bile yoktu. Zonguldak'ta bir "ilk"e imza atma, yepyeni bir gazete çıkarma hevesi ve heyecanı tüm benliğini kaplamıştı. İstihbarat işlerini de yürütmekte oluşu, habercilik açısından ona bir avantaj sağlayacaktı. Büyük çabalarla ve dayısı Maksut Çivi’nin katkılarıyla, Zonguldak'ın ilk matbaasını, “Zonguldak Karaelmas Yazım ve Basımevi” adıyla, dayısının “69 no.lu Boyacıoğlu maden ocağında” kurdu. Cumhuriyet'in ilânından yedi ay önce, 23 Mart 1923 tarihinde, “Zonguldak”gazetesinin ilk sayısı bu basımevinde basıldı.


Zonguldak'ın ilk gazetesi olarak Türk Basın Tarihi'nde yerini alan bu gazetenin yaşamı 1923-1953 yılları arasında tam 30 yıl sürmüştür.


Yayımlandığı sürece Zonguldak kömür havzasının bir organı olma özelliğini sürdüren gazetede, daha ilk sayısından itibaren, Zonguldak Kaymakamı Ahmet Cevdet Bey'in, kömür havzamızın gelişimi ile ilgili yazıları sürekli olarak yayımlanmaya başladı. Bu yazılara, kömür havzamızın ilk tarih kitabı da denilebilir.


Diğer taraftan, gazetenin şiir ve sanat sayfalarında, Zonguldak halkına kültürel bir ortam sunulmaya çalışılıyordu. Orhan Şaik (Gökyay) ve Behçet Kemal (Çağlar)'ın ilk şiirleri Zonguldak gazetesinde yayımlandı. Zonguldak gazetesi, uzun yıllar, Zonguldak'ın ilk ve tek gazetesi olma özelliğini sürdürdü. Sonraki yıllarda, Zonguldak basını ve matbaacılığını oluşturan bir çok değer, Zonguldak gazetesi bünyesinden yetişmiştir.

KARAUĞUZ AİLESİ


Tâhir Karauğuz, 25 yaşında iken çıkarmaya başladığı Zonguldak gazetesi ile, şehrin gelecek vaad eden simâlarından biri olmuştu. 30 yaşına yaklaşırken, Zonguldak'ın tanınmış ailelerinden Mustafa Barlı'nın kızı Hâcer Hanım'a (1907-2003) tâlip oldu. 1928 yılında evlendiler. Hâcer-Tâhir çiftinin Çağlayan (1929-1992) ve Doğu (1941) adlarını verdikleri iki oğlu oldu.



UZUN MEHMET KÖMÜR BAYRAMI


O yıllarda, yurt dışında eğitim görüp, Zonguldak Maden İşletmesi'nde çalışmaya gelen mühendisler arasında, yabancıların "Sainte Barbe" yortusunu, Zonguldak'ta “Madencilik Günü" olarak kutlama eğilimi belirmişti. Karauğuz ise, Türk'e has bir günün olmasından yanaydı.


O zamanki İşletme Müdürü Hüseyin Fehmi İmer ve yazar Ahmet Naim Çıladır'ın katılımları ile üçlü bir komite oluşturuldu. Bu komite, Zonguldak Kaymakamı Ahmet Cevdet Bey'in Bolu Mutasarrıflığı'na gönderdiği raporları inceledi. Bu inceleme sonunda, Türkiye'de kömürün ilk olarak 1829 yılında, Ereğli'nin Kestaneci köyünde, "Uzun Mehmet" tarafından bulunduğu ve 8 Kasım gününün, Zonguldak'ta "Kömür Bayramı" olarak kutlanacağı, valilik tarafından açıklandı. Kömür Bayramı, Zonguldak'ta ilk olarak 1932 yılında kutlandı ve bu kutlamalar uzun yıllar devam etti. Uzun Mehmet belki de simgesel bir tespitti; ancak, yabancıların dinsel bir yortu gününü, "Madencilik Günü" olarak kabûllenmekten herhâlde çok daha anlamlı idi.

ZONGULDAK'IN KURTULUŞ GÜNÜ


Karauğuz'un Zonguldak'a geldiği ilk günlerde, şehir, Fransız işgâli altındaydı. Fransızlar, her ne kadar idâri işlere karışmıyor, halka şiddet göstermiyorlarsa da, madendeki yabancıların çıkarlarını korumak için oradaydılar. Kömür ocaklarının ve önemli gördükleri yerlerin çevreleri tel örgülerle çevrilmişti. Kömür İşletmesi, Fransız askeri gücünün kontrolu altındaydı. Ereğli’de halkla Fransızlar arasında çatışmalar olduğu biliniyordu; Zonguldak'ta da benzer olaylar olabilirdi. Ancak, ciddî bir olay olmamış ve 18 Nisan 1920 tarihinde Zonguldak'a ayak basan Fransızlar, 21 Haziran 1921 tarihinde şehri terk etmişlerdi.


Karauğuz, Zonguldak Halkevi Başkanı bulunduğu sırada, Halkevleri Müfettişliği görevini yürüten, yakın arkadaşı Behçet Kemal Çağlar ile birlikte bir önerge hazırlayarak, 21 Haziran’ın, Zonguldak'ın Kurtuluş Günü olarak kutlanması dileğinde bulundu. Önerge kabul edildi. Zonguldak'ın Kurtuluş Günü, Zonguldak Halkevi tarafından 1936 yılında düzenlenen şölenlerle ilk kez kutlandı. Tâkip eden yıllarda da kutlama törenleri sürdürüldü.


Yıllar sonra düzenlenmeye başlanan Zonguldak Festivali’nin, 21 Haziran'a rastlatılmış olması, bu tarihî günün anlamını daha da arttırmaktadır.



KARAUĞUZ'UN 1930 - 40'LI YILLARDAKİ YAYINLARI


Karauğuz'un Zonguldak'ta yayımladığı ilk kitapçık, 1934 yılında vefat eden Zonguldak CHF ve Halkevi Başkanı Mithat Âkif için "Mithat Âkif - Zonguldak'ın Kara Günü" adını taşır. Zonguldak'ın ilk kılavuz kitabı ve telefon rehberi olan "Zonguldak Kılavuzu 1936 - 37" ve "Öz Türk Adları Kılavuzu" bu dönemdeki ilk yayınları arasındadır. Ayrıca, bu yıllarda, çeşitli konularda bir çok kitap ve kitapçık yayımladı.


"Karaelmas" adının da isim babası olan Karauğuz, Zonguldak'ın kültürel ve sosyal zenginliklere kavuşması amacıyla, 13 Nisan 1938 tarihinde, Zonguldak’ın ilk dergisi olan "Karaelmas"ı yayımladı. Ayrıca, 27 Mayıs 1938'de, "Türk Kanadı" adıyla ikinci bir dergi çıkarttı. Ancak, İkinci Dünya Savaşı yıllarının ağır koşullarında bu dergileri devam ettiremedi. Karaelmas dergisinin yayınını Zonguldak Halkevi üstlendi.


Daha sonra, Zonguldak gazetesinin dışında kömür havzası ile ilgili sorunları yansıtmak üzere, 29 Nisan 1940 tarihinden itibâren,15 günde bir yayınlanan "Kömür" adıyla yeni bir gazete çıkartmaya başladı. Bunlar belki de hazırlık çalışmalarıydı. Asıl deneyimi ve birikimini, yıllardan beri aklından hiç çıkmayan, bir sanat, edebiyat ve kültür dergisi çıkarmaya adamıştı. Nihayet 29 Ekim 1942’de, Cumhuriyetimizin 19. yıldönümünde, Zonguldak ve çevresinde bir kültür ve sanat yumağı oluşturacak olan "Doğu" dergisini yayımladı.

DOĞU DERGİSİ


Doğu dergisi, bünyesinde yer alan, ülke çapında pek çok yazar, şair ve sanatçı ile ve onlara katılan Zonguldaklı gençlerle, 1942-1951 yılları arasında ülke kültürüne damgasını vurmuş, sadece Zonguldak ve çevresinde değil, Ankara, İstanbul gibi büyük illerimizde okurları olan bir Doğu ekolü yaratmıştı. Zonguldak'ın kültürel yaşamına büyük katkıları olan bu dergi için, Karauğuz: "Doğu'da ustalarla gençler yanyanadır; o benim değil, içersinde yazıları olan kalemlerin eseridir." demişti.


Doğu’da yazıları yayınlanan o günün seçkin yazarlarından bazıları şunlardı: Behçet Kemal Çağlar, Abdülkadir Karahan, Orhan Şaik Gökyay, Aka Gündüz, Enver Behnan Şapolyo, Yusuf Ziya Ortaç, İsmail Habib Sevük, Mehmet Emin Yurdakul, Peyami Safa, Necdet Rüştü Efe, Zeki Velîdi Togan, Kazım Nami Duru, H. Ferit Cansever, Ali Nihat Tarlan, Cafer S. A. Kırımer, Orhan Seyfi Orhon, Z. Fahri Fındıkoğlu, Halim Yağcıoğlu, İbrahim Zeki Burdurlu, Halil Soyuer, Ahmet Naim Çıladır ve diğerleri… Bu geniş kadronun, başka yerde yayımlanmayan, sadece Doğu dergisi için kaleme aldıkları yazılar yer almıştı. Usta kalemlerin yanısıra, derginin kapak kompozisyonları da zamanın ünlü ressamları Münif Fehim, Râmiz Gökçe ve Râtip Tâhir Burak tarafından çizilmekteydi.

Karauğuz, yurdun seçkin kalemlerini, genç şairlerini, Doğu dergisinin bünyesinde toplayarak, onlara olabildiğince kucağını açmıştı. Birçok tanınmış şairden bazılarının, örneğin Ceyhun Âtıf Kansu, Çetin Altan, Halil Soyuer, Halim Yağcıoğlu, İbrahim Zeki Burdurlu, İlhan Geçer, İlhan Berk, Ümit Yaşar Oğuzcan, Rüştü Onur, Muzaffer Tayyip Uslu ve daha bir çoğunun ilk şiirleri ve yazıları Doğu’da yayımlandı. Dergi, İkinci Dünya Savaşı yılları ve yakın sonrasında, pek çok Zonguldaklıya ve Türk okuruna edebiyat ve sanat zevkini aşılamış, Zonguldak'ta kültürel bir dinamizmin gelişmesine öncülük etmiştir.


Yazar A. Hatipoğlu, 1944 yılındaki bir yazısında Karauğuz'u şöyle tanımlamıştı:


"Doğu'yu çıkartan Karauğuz, Zonguldak'da matbaacılığın İbrahim Müteferrika'sı, gazeteciliğin Ahmet Mithat Efendi'sidir. O, kendini gönüllü olarak bu işe vermiş ve çok zaman hasbî çalışmalarla, harcını bizzat yoğurduğu, taşını, toprağını, tuğlasını bizzat çektiği, malzemesini bizzat hazırladığı bir kültür âbidesini Karaelmas yurdunun bağrında ilk defa yükseltmiştir. Bu âbidenin adı: ‘Gazete’dir. Doğu sâhibinin, yurt davasında nefsini harcarcasına yaptığı çeşitli hizmetleri bir tarafa bırakıp, onu sâdece bu âbidenin tek mimarı, tek kalfası ve nihayet tek işçisi olarak mütalâa edersek, o, Zonguldak ve Türk matbuat tarihindeki şerefli yerini almıştır."


Zamanın başta gelen gazetelerinden Vakit’de ise, Hakkı Tarık Us, 1945 yılında şunları yazmıştı:


"Aferin Karauğuz'a! Zonguldak'da çıkardığı "Doğu" mecmuası, yalnız başka vilâyetleri değil, basının beşiği olan İstanbul'u bile kıskandıracak bir değerde!. Son sayısının her sayfasında, okuma zevkini büyük bir lezzetle veriyor."

 

Yazar Enver Behnan Şapolyo da, 1950 yılındaki bir yazısında da Doğu dergisi için şunları yazıyordu:


"O yıllarda İstanbul'da dahi eşi bulunmayan, olgun yazılar, şiirler ve resimlerle dolu bu dergiyi, Zonguldak gibi Anadolu'nun küçük bir şehrinde yayımlamayı başaran yegâne insan Karauğuz oldu. Büyük şehir gençleri, modern şiir, yeni nazım diye sapık yolların karanlığına daldıkları bir sırada, Doğu dergisinin etrafına toplananlar memlekette bir kültür meşalesi oldular. Dergide çıkan makalelerde, şiirlerde, felsefi yazılarda, vatanın güzellikleri araştırıldı; Türk milletinin ruhu, milli kültürümüz incelendi. Böylece Doğu, Yeni Mecmua’dan sonra ülkemizde bir milli ekol yarattı; milliyetçilik idealinin sembolü oldu."


Yıllar sonra, Mehmet Çınarlı, 1971 yılında Hisar dergisinde yayınlanacak bir yazısında Doğu dergisi için şunları yazacaktı:


"O yıllarda, Ankara ve İstanbul'daki sanat dergilerinin kozmopolit, Batı taklitçisi ve ulusal değerlere yabancı havasından uzaklaşmak isteyen yazarlar ve okurlar, Zonguldak'a, Karauğuz'un Doğu dergisine sığınırlardı. Bu yüzden, Doğu, bazı sayıları ile Türkiye'nin en olgun ve kaliteli dergileri arasında sayılabilecek bir düzeye ulaşmıştır."


0013 No.lu "Basın Şeref Kartı"nın sahibi olan Karauğuz, ülkemizin bu karta sâhip 13. Kişisi olduğu gibi, Türk Dil Kurumu'nun da ilk üyelerinden biriydi. Tüm yayınlarında, özellikle Öztürkçe'nin toplumca benimsenmesi ve yaygınlaşması yolunda çaba göstermişti.


KARAUĞUZ'UN SOSYAL ETKİNLİKLERİ


Karauğuz'u, 1940'lı ve 50'li yıllarda, Zonguldak'ta, CHP İl Yönetim Kurulu üyesi, CHP İl Başkanı ve Halkevi Başkanı olarak görüyoruz. Atatürk ve İnönü hayranlığı, onu, CHP'nin çalışmalarına katılmaya yöneltmişti. Ancak, siyasal yaşamın çalkantılı dünyasından beklediğini alamadı. Aslında, Zonguldak şehrinin o yıllardaki sosyal yaşamında akla gelen ilk isimlerden biriydi.


Karauğuz, yayıncılığının yanısıra, kurduğu derneklerle ve yaptığı çalışmalarla bir çok sosyal etkinliğe imzasını atmıştı. Sırasıyla, Zonguldak'ta, Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, İhtiyat Zâbitleri Cemiyeti, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu, Millî İktisad ve Tasarruf Kurumu, Öğretmenler Birliği, İşçi Yardım Sandıkları, Amele Birliği, Ticaret ve Sanayi Odası, İl Genel Meclisi ve Daimi Encümeni, Türk Basın Birliği Zonguldak Temsilciliği, Ulucami Yaptırma ve Yaşatma Derneği ve başkaca hayır, kültür, meslek dernekleri ve kurumları yönetim kurullarında üye, genel kurullarında delege olarak görev yaptı.


Ayrıca, kendi kurduğu, Zonguldak Orta ve Yüksek Öğrenime Yardım Derneği, Basın-Yayın Derneği, Türk Büyüklerini Anma ve Yaşatma Derneği ve Amasra'yı Sevenler Derneği’nde; daha sonra yerleştiği İstanbul'da kurduğu Abdülhak Hamid'i Sevenler Derneği ve Türk Büyüklerini Anma, Türk Güzelliklerini Tanıtma Derneği’nde kurucu ve başkan olarak çalıştı.


Bunların arasında, Zonguldak Orta ve Yüksek Öğrenime Yardım Derneği’ni özellikle belirtmek gerekir. Bu derneğin çalışmaları ile Zonguldak'ta bir çok fakir gencin orta ve yüksek öğrenim yapması mümkün olmuş; ayrıca, Mehmet Çelikel Lisesi'nin yanına Yatıevi adıyla yaptırılan 200 kişilik öğrenci yurdunda da fakir öğrencilerin kalması sağlanmıştır. Bu binanın girişindeki mermer levhada, bir zamanlar kurucu olarak, Karauğuz'un adı yazılı idi.

Prof. A. Nihat Tarlan, bir yazısında bu konuya şöyle değinmişti:


“Yüksek tahsil yapan Zonguldak gençliğinin Karauğuz’a pek çok şeyler borçlu olduğunu sanıyorum. Bu gençlik, onun şahsında şefkatli bir baba bulmuştur; ben bunu gözlerimle gördüm.”


Yazar Nihat Sâmi Banarlı, 1948 yılında Karauğuz’u şöyle anlatmıştı:


“Karauğuz’un, yayınlarını millî-fikrî bir enerji ile sürdürmesi takdire değer bir hizmettir. Böyle bir hizmetin, Türk aydınlarına Zonguldak’tan hitap etmesi ise daha anlamlı ve kıymetli bir hâdisedir.”


Şair Halil Soyuer ise Karauğuz’u şöyle tanımlıyordu (1950):


“Hiçbir sanat hareketi düşünemem ki, uzaktan veya yakından Karauğuz’u ilgilendirmesin ve hiçbir millî çağlayan düşünemem ki içinde Karauğuz’un bir damlası bulunmasın.”


Şair ve yazar Ferit Ragıp Tuncor’un Karauğuz ile izlenimleri şöyle (1950):


"Şehirler, sinelerinde yetiştirdikleri fikir ve sanat adamları ile öğünürler. Anadolu'nun da, başlarına kültür tacı giymiş, sinelerinde büyük kültür elemanları barındıran bir kaç önemli şehri vardır. İşte bu şehirlerden biri de Zonguldak'tır. Bu şehirde kültür kalkınmasını yalnız başına idare eden, enerji dolu varlığı ile, şirin ve zenginlik kaynağı Zonguldak'ı ayakta tutan değerli arkadaş Tâhir Karauğuz'un adını hürmetle anıyoruz. O, senelerce bütün Zonguldaklılarca değerlendirildi ve sevildi. Senelerce hayatını vakfettiği bu şehrin kültür bayraktârı oldu."


Behçet Kemal Çağlar ise, onun için 1951 yılında şunları yazmıştı:


Tâhir Karauğuz, Zonguldak’ın kültürel ve sosyal gelişiminde ilk meşaleyi yakan, yayınları ve çalışmalarıyla bu şehri bir irfan merkezi yapan kişidir. Zonguldak, bugün, bir basın kenti olarak büyük şehirlerimiz arasında önemli bir yere sâhiptir. Onun bu vasfını Karauğuz’a borçluyuz.”

Karauğuz, bir maden ocağı ağzında çalışanlarla birlikte.

(Ayaktakiler, sağdan altıncı: Tâhir Karauğuz)


ASKERLİK YILLARI


Karauğuz, Birinci Dünya Savaşı sırasında, asteğmen rütbesi ile yedek subay olarak 2.5 yıl askerlik yapmıştı (1916-1919). Kurtuluş Savaşı sırasında ve sonrasında teğmen rütbesi ile Garp Cephesi'nde İstihbârat Subayı ve Zonguldak'da Askerî Polis Müdürü olarak 3 yıl daha askerlik yaptı (1922-1925). İkinci Dünya Savaşı sırasında ise, Hitler'in ordularının Trakya sınırımıza dayanması üzerine, askerliğini yedek subay olarak yapmış olanlar tekrar askere çağrıldılar. Karauğuz da göreve çağrılanlar arasındaydı ve 1.5 yıl daha teğmen rütbesi ile askerlik yaptı (1940-1941). Böylece toplam askerlik hizmeti 7 yılı buluyordu. Son askerlik hizmeti sırasında, CHP İl Başkanlığı ve Halkevi Başkanlığı görevlerinden ayrılmak ve gazetesinin yayınına ara vermek zorunda kalmıştı. Dönüşünde toparlanması pek kolay olmadı ama, kaldığı yerden çalışmalarını sürdürdü; gazetesini tekrar çıkardı, yeni yayınlar ve etkinliklerle Zonguldaklıların karşısına çıktı.



ZONGULDAK'IN İLK “ŞİİR GÜNÜ”


Karauğuz’un önderliğinde, 29 Mayıs 1949 tarihinde, Zonguldak’ın ülke çapında ilk “Şiir Günü ve Gecesi” gerçekleştirildi. Bu güne, Ankara’dan,bir çoğu ileride ün kazanacak olan 20 kadar genç şair ve Zonguldaklı şairler katıldı. Gündüz saat 15.00’de ve gece 21.00’de yapılan Şiir Şöleni çok görkemli oldu. Karauğuz, bu şairlerin, Ankara'ya dönüşlerinde yazdıkları yazı ve şiirlerle "Bir havza edebiyatı doğdu." derdi.



KARAUĞUZ'UN 1950'Lİ YILLARDAKİ YAYINLARI


Prof. Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, 1950'li yıllardaki Karauğuz'u şöyle anlatıyor:


"Karauğuz, Zonguldak'a giden her münevverin tabii rehberidir. Tanısın, tanımasın, iskeleden ve istasyondan şehre gelen her ziyaretçi, ‘Doğu’nun, ‘Kömür’ün ve ‘Zonguldak’ın hazırlandığı çalışma yerini ve onun sâhibini görmek ister. Kalem sahiplerinin İstanbul'a koştuğu, Bâbıali'de kah çürüdüğü, kah yükseldiği bir devirde, Karauğuz'un Zonguldak'ta bir Bâbıâli yaratmasını ne kadar takdîr etsek azdır."


Gerçekten, Karauğuz, 1950'li yıllarda, o yıllara kadar yayımladığı irili, ufaklı çeşitli dergi ve kitapların yanısıra, gazeteciliğini, Zonguldak çevresine de yaymak istedi. Bu amaçla, memleketi Safranbolu için, 7 Temmuz 1951 tarihinde,"Safranbolu-Karabük" gazetesini yayınlamaya başladı. Daha sonra, 27 Temmuz 1952'de "Amasra" ve 13 Mart 1956'da "Işıkveren" gazetelerini yayımladı. "Zonguldak" gazetesinin yayınına son verdikten bir süre sonra, yine Zonguldak'da, 29 Ekim 1954’den itibaren, "Günün Sesi" gazetesini yayımlamaya başladı. Bu gazetenin ömrü beş yıl sürdü (1954-1959).

Karauğuz'un "Kömür" (1942-1945), “Safranbolu-Karabük” (1951-1954), “Amasra” (1951), “Günün Sesi” (1954-1959) ve “Işıkveren” (1956-1957) gazetelerinin başlıkları.


ZONGULDAK’TA “İLK”LER


Karauğuz, Zonguldak’da bir çok “ilk”e imza atan ve bir çok “ilk”in önderliğini yapan kişiydi. Bunları şöyle sıralayabiliriz:


İlk öztürkçe dua: “Alemdar” olayı şehitleri için, 28 Ocak 1921 (Karauğuz'un hazırladığı dua metnini Müftü İbrahim Hakkı Akça okumuştu).

“Karaelmas” adının ilk kullanılışı: Aralık 1922 (“Karaelmas” dergisinin ruhsatında).

İlk gazete: “Zonguldak”, 23 Mart 1923.

İlk matbaa: “Zonguldak Karaelmas Basımevi”, 13 Aralık 1923.

“Uzun Mehmet Günü”nün İlk Kutlanışı: 8 Kasım 1932.

İlk kitap: “Öz Türk Adları Kılavuzu”, 1935.

“Zonguldak”ın Kurtuluş Günü”nün İlk Kutlanışı: 21 Haziran 1936.

İlk “Zonguldak Kılavuzu-Telefon Rehberi” Kitabı: 1936-1937.

İlk Resim Sergisi, 1937.

İlk Anma Töreni: Abdülhak Hâmid için, 5 Şubat 1937.

İlk dergi: “Karaelmas”, 13 Nisan 1938.

İlk “Şiir Günü”: 29 Mayıs 1949.

Safranbolu ve Karabük'ün ilk gazetesi: "Safranbolu-Karabük", 7 Temmuz 1951.

Amasra'nın Cumhuriyet tarihindeki ilk gazetesi: "Amasra": 27 Temmuz 1952.

Amasra'da ilk müze, 1955.

Çatalağzı-Işıkveren'in ilk gazetesi: "Işıkveren", 13 Mart 1956.

Amasra'nın Fethi'nin ilk kutlanışı: 30 Temmuz 1961.



ZONGULDAK'TAN AYRILIŞ

Karauğuz'un Zonguldak'taki son kitabı, 1959 yılında yayımladığı "Uzun Mehmet'ten Günümüze Türkiye'de Kömür" oldu. Bütün çabalarına rağmen, yayınları ile tek başına uğraşmak zorunda kaldığı için artık gücü yetmiyordu. Yine de azimle ve büyük bir gazetecilik sevgisi ile yürüttüğü bütün bu çalışmalardan hiç bir zaman kişisel bir çıkar beklememişti. Bunun sonucunda, 1960'lı yıllarda güçsüz kaldı; işyeri borç bataklığına sürüklendi. Matbaasını devrederek, 1962 yılında, İstanbul'a, çocuklarının yanına yerleşti. Çok sevdiği Zonguldak'ından ayrılmak zorunda kalmıştı. Ancak, ileri yaşına rağmen, zamanını burada boşuna harcayacak bir insan değildi. Gençliğinde eski harflerle yayımlamış olduğu "Orduya Armağan" ve "Orta Anadolu'da Yunan Fâciâları" adlı kitaplarını, bir arada, 1965 yılında, "Anadolu'dan Koğduklarımız" adıyla yeniden yayımladı.

Karauğuz'un “Uzun Mehmet’den Günümüze Kadar Türkiye’de Kömür” (1959), “Anadolu’dan Koğduklarımız” (1965),

“Türklüğün Öğünçleri 1” (1974) ve “Türklüğün Öğünçleri 2” (1976) adlı kitapları.


Doğu dergisini, İstanbul’da, bâzı seçme yazılarla ve daha küçük boyutlarda yeniden yayımladı (1973-1978). Son kitapları, "Kara Topraklardan Doğan Güneş" (1973), "Türklüğün Öğünçleri - 1" (1974) ve "Türklüğün Öğünçleri - 2" (1976) adlarını taşıyordu.


Ayrıca, iki dernek kurdu: Biri, çok sevdiği şair Abdülhak Hâmid için, "Abdülhak Hâmid'i Sevenler Derneği"; diğeri, "Türk Büyüklerini Anma, Türk Güzelliklerini Tanıtma Derneği".

Doğu Dergisi (1973 - 1978)


YAŞAMININ SON YİRMİ YILI: YÜZLERCE ANMA TOPLANTISI


Karauğuz, ömrünün kalan kısmını, yerleştiği İstanbul'da kurduğu dernekler kapsamında, ünlü kültür, sanat ve devlet adamları için anma günleri düzenlemeye adadı. Aslında tüm bu çalışmalarını nerdeyse tek başına gerçekleştirmiş bir yalnız adamdı.


Bununla birlikte hiç bir zaman yılmadı; yaşamının son 20 yılını verdiği İstanbul’da son nefesine kadar, büyük bir inançla, ilgili kişileri ve kuruluşları bir araya getirerek, gerekli finans kaynaklarını harekete geçirerek ve en ince ayrıntısına kadar tüm organizasyonları üstlenerek, sayısız anma toplantısı düzenledi.


Bu anma günlerinin sayısı, 1962-1974 yılları arasındaki 12 yılda 280 tanedir. Devam eden yılları da düşünürsek, "En azından 400'ü bulmuştur."diyebiliriz.


Ord. Prof. Sadi Irmak, Karauğuz'un o yıllarını şöyle anlatıyor:


"Bir çok Türk büyüğü vardır ki, bugün canlı olarak anılıyorlarsa, bunu sâdece Tâhir Karauğuz'a borçluyuz. Kurduğu ve binbir güçlükle yürüttüğü Türk Büyüklerini Anma, Türk Güzelliklerini Tanıtma Derneği, nice memleket büyüğünün şöhrete doğdukları ufuk olmuştur. O, bütün Türk büyüklerine vurgundur; çalışmaları gönüllüdür. Kendisi için kimseden bir şey istediği görülmemiştir. Fakat, iş, memleket büyüklerinin canlı tutulmasına gelince, katlanmadığı meşakkat, çalmadığı kapı yoktur. Bütün varlığı ile kendi hayatı bir tarihtir. Gençlik, nice Türk büyüğünü, onun dilinden, yayınlarından tanımıştır. İlerlemiş yaşına rağmen, bütün içtenliği ile, bir memleket büyüğünün cenaze veya anma töreninde onu daima en önde görürüz. Itrî'den tutunuz da Behçet Kemal'e kadar canlı tutmaya çalışmadığı bir Türk büyüğü gösterilemez. Nice memleket evlâdının adını, okullara, sokaklara kazandıran ve böylece onları ebedileştiren odur.

Karauğuz, Atatürk’ün Zonguldak’a gelişinin 50. Yıldönümünde (26 Ağustos 1981),

Zonguldak’da, Atatürk heykeli önünde yaptığı konuşma sırasında.


ARAMIZDAN AYRILIŞI


Tâhir Karauğuz, 4 Haziran 1982 tarihinde aramızdan ayrıldı. Kabri, İstanbul'da, Aşiyân Kabristanı’nındadır.


Zonguldak'ta yaptığı hizmetlerin anısına, yayınevinin bir zamanlar bulunduğu caddeye, Zonguldak Belediyesi tarafından, "Tâhir Karauğuz Caddesi" adı verildi. Bu cadde hâlen bu ismi taşımaktadır.

Tâhir Karauğuz ve Doğu Dergisi.